Giriş: Görünmez Komşuluk Paradoksu, Fiziki Coğrafyanın Aşılması ve Büyük Oyun’un Mirası
Uluslararası ilişkiler disiplini ve jeopolitik teoriler bağlamında devletlerin kaderini tayin eden en sarsılmaz ve değiştirilemez unsurların başında fiziki coğrafya gelmektedir. Dağ sıraları, okyanuslar, çöller ve nehirler, binlerce yıl boyunca imparatorlukların yayılma sınırlarını çizmiş, savunma doktrinlerini belirlemiş ve stratejik derinlik algılarını şekillendirmiştir. Hindistan altkıtası, bu coğrafi determinizmin en net ve çarpıcı biçimde tecessüm ettiği devasa bir kara parçası olarak dünya sahnesinde yer almaktadır. Kuzeyde, dünyanın en yüksek ve aşılması en zor doğal bariyeri olan Himalayalar; güneyde, batıda ve doğuda ise ülkeyi adeta devasa bir ada gibi çevreleyen uçsuz bucaksız Hint Okyanusu bulunmaktadır. Ancak küresel güç dengeleri, fiziki coğrafyanın aksine son derece akışkan, dinamik ve değişkendir. Devletler, ulusal bekalarını garanti altına almak ve hayatta kalmak için bu katı fiziki kısıtlamaların ötesine geçerek stratejik esneklik göstermek zorundadır. Hindistan’ın bağımsızlık sonrası dış politikası, tam da bu zorunluluğun bir ürünü olarak, aralarında doğrudan bir kara sınırı bulunmamasına rağmen Sovyetler Birliği (ve ardılı Rusya Federasyonu) ile kurduğu ve literatürde “Görünmez Komşuluk” olarak adlandırılabilecek eşsiz bir stratejik entegrasyon vizyonuyla şekillenmiştir.
Bu görünmez komşuluğun tarihsel ve kavramsal kökenlerini tam anlamıyla idrak edebilmek için, 19. yüzyılda Britanya İmparatorluğu ile Çarlık Rusyası arasında Orta Asya’nın kontrolü için yaşanan ve literatüre “Büyük Oyun” (Great Game) olarak geçen o devasa jeopolitik satranç maçına dönmek gerekmektedir. Dönemin emperyal güçleri, doğrudan ve yıkıcı bir askeri çatışmadan kaçınmak amacıyla, iki imparatorluk arasına yapay tampon bölgeler inşa etme yoluna gitmişlerdir. 21 Ocak 1873 tarihinde Büyük Britanya ile Rusya arasında imzalanan tarihi anlaşma ve sonrasında 1885-1887 yılları arasında faaliyet gösteren ortak sınır komisyonunun çalışmaları sonucunda, günümüzde Afganistan’ın kuzeydoğusunda yer alan, doğuda Çin’in Sincan bölgesine kadar uzanan ince ve uzun bir coğrafi şerit olan Wakhan Koridoru oluşturulmuştur. 1893 yılında imzalanan Durand Hattı (Durand Line) anlaşmasıyla da Afganistan ile Britanya Hindistanı arasındaki güney sınırı kesinleştirilmiştir. Bu dar koridor, Panj ve Pamir nehirlerini kuzey sınırı yaparak Çarlık Rusyası ile Britanya Hindistanı arasına giren suni bir jeopolitik kama işlevi görmüş, iki devasa gücün fiziki olarak birbirine temas etmesini ve olası bir savaşı engellemiştir. Wakhan Koridoru, günümüzde de Tacikistan ile Pakistan’ı birbirinden ayıran ve Afganistan’a Çin ile kısa bir sınır sağlayan kritik bir tampon bölge olma özelliğini korumaktadır.
1947 yılında Hindistan’ın bağımsızlığını kazanması ve altkıtanın kanlı bir şekilde bölünerek Pakistan’ın ayrılmasıyla birlikte, Yeni Delhi yönetimi Orta Asya ve Afganistan ile olan doğrudan fiziki bağını tamamen kaybetmiştir. Wakhan Koridoru’nun güneyindeki bölgeler (Keşmir’in bir kısmı ve Gilgit-Baltistan) Pakistan’ın fiili kontrolüne geçmiştir. Bu bölünme, Hindistan’ı kuzeybatıda doğrudan düşman bir devletle komşu yaparken, aynı zamanda Avrasya’nın kalpgahına (heartland) giden yollarını da kapatmıştır. Ancak fiziki bir sınırın yokluğuna rağmen, Hindistan ve Sovyetler Birliği arasındaki stratejik yakınlaşma, coğrafi bir paradoks yaratarak giderek derinleşmiştir. Henüz Hindistan tam bağımsızlığını ilan etmeden, Nisan 1947’de iki ülke arasında diplomatik ilişkilerin kurulması, bu görünmez bağın ilk adımı olmuştur. Hatta Rusya’nın Hindistan’daki ilk konsolosluğu, Çarlık döneminde Kasım 1900’de Mumbai’de açılmıştı.
Bağımsızlık sonrası dönemde Hindistan Başbakanı Jawaharlal Nehru’nun mimarı olduğu Bağlantısızlar Hareketi (Non-Aligned Movement – NAM), teorik çerçevede ne Kapitalist Batı Bloğu’na ne de Komünist Doğu Bloğu’na eklemlenmemeyi, iki süper güce de eşit mesafede durarak küresel güneyin bağımsız sesini temsil etmeyi öngörüyordu. Ancak Güney Asya’nın bölgesel güvenlik dinamikleri, teorik ideallerin pratik gerçeklikler karşısında ezilmesine neden olmuş ve Hindistan’ı ulusal çıkarlarını korumak adına Sovyetler Birliği’nin “görünmez komşusu” olmaya itmiştir. Bu ilişki, salt bir ideolojik veya komünist yakınlıktan ziyade, karşılıklı ve elzem jeopolitik ihtiyaçların bir ürünüdür. Sovyetler Birliği, Soğuk Savaş’ın Asya cephesinde güçlü, Batı etkisinden arınmış ve demografik/coğrafi ağırlığı olan bir müttefik ararken; Hindistan, kuzeybatısındaki Pakistan ve kuzeydoğusundaki Çin tehditlerine karşı kendisini dengeleyecek ve askeri-endüstriyel kapasitesini destekleyecek güvenilir bir dış güce şiddetle ihtiyaç duymuştur. Hindistan liderliği, bu süreçte ideolojik olarak taraf değiştirmemiş, komünist bir idare biçimini benimsememiş, ancak ulusal bekasını garanti altına almak adına güç dengelerine göre konumunu esneterek fiziki coğrafyanın yarattığı dezavantajları diplomatik, ekonomik ve askeri anlaşmalarla aşmayı başarmıştır. Bu esneklik, Soğuk Savaş boyunca Hindistan’ın en büyük stratejik silahı olmuştur.
Dipnotlar: 1 India-Soviet Union relations — Wikipedia 2 70 Years of Bilateral Relations — MID Russia 3 The Great Game — Wikipedia 4 Wakhan Corridor — Wikipedia 5 Wakhan Corridor Buffer — Understand UPSC 6 Buffered Border Corridor — GPR Journal 7 Central Asia Historical Geography — Eastern World Daily Readings 8 China-Pakistan Boundary Agreement 1963 — Understand UPSC 9 Tracing the Strategic Dimensions of India-Russia Relations — ORF 10 The Main Drivers of Soviet Foreign Policy Towards India — TNSR
1954 Kırılması: Pakistan’ın Batı İttifakına Eklemlenmesi, Bağlantısızlık Doktrininin Pratik Çöküşü ve Sovyet Yörüngesine Kayış
Hindistan’ın Soğuk Savaş dönemi dış politikasının belkemiğini oluşturan Bağlantısızlık (NAM) doktrini, sömürgecilikten yeni kurtulmuş ülkeler için ahlaki ve teorik bir sığınak işlevi görerek oldukça idealist bir dış politika vizyonu sunmaktaydı. Nehru’nun liderliğinde Hindistan, küresel barışın askeri paktlar kurarak değil, silahsızlanma ve barış içinde bir arada yaşama (Panchsheel) ilkeleriyle sağlanabileceğine inanıyordu. Ancak bu vizyon, 1954 yılında Güney Asya’nın jeopolitik fay hatlarını kökünden sarsan ve bölgesel güç dengesini geri dönülemez biçimde değiştiren bir gelişmeyle pratikte büyük bir darbe almıştır.
Amerika Birleşik Devletleri ve Pakistan arasında, aylar süren müzakerelerin ardından 19 Mayıs 1954 tarihinde imzalanan Karşılıklı Savunma Yardımı Anlaşması (Mutual Defense Assistance Agreement – MDAA), Hindistan açısından Soğuk Savaş’ı doğrudan kendi kapı eşiğine getiren tarihi bir kırılma noktasıdır. Bu anlaşma uyarınca Washington yönetimi, Pakistan ordusuna modern ve kapsamlı askeri teçhizat, lojistik destek ve eğitim asistanlığı sağlama taahhüdünde bulunmuştur. Bu ikili anlaşma, sadece bir silah satışı değil, aynı zamanda Pakistan’ın Batı’nın küresel güvenlik mimarisine tam entegrasyonunun öncüsü olmuştur. Nitekim Şubat 1954’te Türkiye ile bir Karşılıklı İşbirliği Paktı imzalayan Pakistan, ABD’nin teşvikiyle hızla çok taraflı ittifaklara dahil edilmiştir. Pakistan, 1954 yılının sonlarında Güneydoğu Asya Anlaşması Örgütü’ne (SEATO) katılmış, ardından 1955 yılında Irak, Türkiye, İran ve İngiltere’nin de yer aldığı Bağdat Paktı’nın kurucu üyelerinden biri olmuştur. Bağdat Paktı, 1959 yılında Irak’ın rejim değişikliği nedeniyle ittifaktan çekilmesinin ardından Merkezi Antlaşma Örgütü (CENTO) adını almıştır.
ABD ve İngiltere’nin bu ittifakları kurarken güttükleri temel stratejik hesap, SSCB’nin ve komünizmin yayılmasını Orta Doğu ve Güney Asya hattında “çevreleme” (containment) doktrini çerçevesinde durdurmaktı. Pentagon’un stratejik raporlarına göre, savaş durumunda Seylan (Sri Lanka) ve Pakistan, Batı’nın askeri operasyonları için kritik üsler sağlayabilecek konumdaydı ve Pakistan kara kuvvetlerinin Batı kanadında hazır bulundurulması elzem görülüyordu. Ancak bu küresel ve Soğuk Savaş odaklı okuma, Güney Asya’nın yerel gerçekliklerini tamamen göz ardı etmekteydi. Pakistan’ın bu Batılı ittifaklara girerken temel motivasyonu asla komünizm tehdidi veya Sovyetler Birliği ile ideolojik bir savaş değildi; İslamabad yönetiminin yegane gayesi, doğrudan doğruya varoluşsal bir rakip olarak gördüğü, nüfus ve coğrafya olarak kendisinden çok daha büyük olan Hindistan’a karşı askeri kapasitesini asimetrik bir şekilde artırmaktı. ABD’nin sağladığı modern tanklar, savaş uçakları ve topçu sistemleri, komünistlere karşı değil, doğrudan Hindistan sınırına namluları dönük bir şekilde konuşlandırılmıştı.
Bu tek taraflı silahlanma hamlesi ve Pakistan’ın paktlara entegrasyonu, Yeni Delhi’de büyük bir infiale ve alarm durumuna yol açmıştır. Başbakan Nehru, Pakistan’ın Amerikan silahlarıyla donatılmasının altkıtadaki güç dengesini bozduğunu, bölgesel barışı tehdit ettiğini ve Bağlantısızlık politikasının teorik tarafsızlığının, modern silahlarla donatılmış agresif bir komşu karşısında Hindistan’ın ulusal güvenliğini sağlayamayacağını acı bir şekilde fark etmiştir. Bu kırılma noktası, Hindistan’ı stratejik bir esneklik göstermeye zorlamıştır. Hindistan, küresel platformlarda “bağlantısız” kalma retoriğini sürdürürken, arka planda pratik bir zorunluluk olarak Sovyetler Birliği ile derin askeri, siyasi ve ekonomik bağlar kurmaya itilmiştir.
Sovyet liderliği, ABD’nin bu çevreleme politikasını yarmak için Hindistan’daki bu jeopolitik kaygıyı ve doğan stratejik boşluğu ustalıkla ve hızla değerlendirmiştir. 1955 yılının Kasım ve Aralık aylarında, Sovyetler Birliği Komünist Partisi Birinci Sekreteri Nikita Kruşçev ve Bakanlar Kurulu Başkanı Nikolay Bulganin’in Hindistan’a gerçekleştirdiği uzun soluklu ve tarihi ziyaret, bu eksen kaymasının en somut tezahürü ve diplomatik şovu olmuştur. Bu ziyaret sırasında Sovyet liderler, Hindistan’ın kritik meselelerinde açık çek vermişlerdir. Örneğin, Kruşçev ve Bulganin’in Keşmir’in başkenti Srinagar’a giderek halkı selamlaması ve burada Kruşçev’in, Keşmir meselesinde Hindistan’ın tezlerini (Keşmir’in Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olduğunu) açıkça desteklediğini ilan etmesi, diplomatik bir deprem etkisi yaratmıştır. Bu hamle, Pakistan-ABD ittifakına karşı Hint-Sovyet bloklaşmasının gayri resmi temelini atmıştır.
Kruşçev döneminin genel politikası güvenlikten ziyade politik şovlara dayansa da, bu ziyaret sonrasında Hindistan ile SSCB arasındaki ilişkiler kurumsallaşmaya başlamıştır. Elbette Hindistan, ideolojik olarak komünist bir devlete dönüşmemiştir; hatta yeri geldiğinde Kongo’daki BM barış gücü misyonu, Doğu Almanya’nın bağımsızlığının tanınmaması veya Vietnam Savaşı’na bakış açısı gibi konularda Sovyet politikalarıyla çatışmaktan ve ABD’yi toptan kınama taleplerini reddetmekten çekinmemiştir. KGB’nin 1950’ler ve 60’larda Hindistan’da geniş operasyonlar yürüttüğü ve İndira Gandhi gibi liderleri etki altına almaya çalıştığı bilinse de, Hint karar alıcılar rasyonel zeminde kalmayı başarmışlardır. Ulusal çıkarlar, ağır sanayi altyapısının kurulması, uzay programları (Yuri Gagarin ve Valentina Tereşkova’nın ziyaretleriyle pekişen bağlar) ve bilhassa savunma sanayii tedariki bağlamında Moskova, Yeni Delhi’nin en güvenilir ve vazgeçilmez küresel partneri konumuna yükselmiştir. 1954 kırılması, coğrafi sabitlerin yarattığı dezavantajların diplomatik esneklikle nasıl bertaraf edilebileceğinin en klasik örneklerinden biri olarak tarihe geçmiştir.
Dipnotlar: 1 India-Soviet Union relations — Wikipedia 2 70 Years of Bilateral Relations — MID Russia 9 Tracing the Strategic Dimensions of India-Russia Relations — ORF 10 The Main Drivers of Soviet Foreign Policy Towards India — TNSR 11 Mutual Defense Assistance Agreement 1954 — US State Department 12 Security Game SEATO and CENTO — PU Journal 13 Central Treaty Organization — Wikipedia 14 US Military Aid to Pakistan — DTIC 15 End of Alliances — PU Journal 16 India USSR Military Cooperation History — CIA Reading Room
1962 ve 1963 Kıskacı: Çin-Hindistan Savaşı, Askeri Travma ve Shaksgam Vadisi’nin Devri
Hindistan’ın güvenlik mimarisini şekillendiren, savunma doktrinlerini baştan yazmasına neden olan ve ulusal hafızasında en derin travmalardan birini oluşturan olay, Ekim 1962’de patlak veren Çin-Hindistan Savaşı’dır. Himalayalar’daki sınır anlaşmazlıkları, özellikle Aksai Chin bölgesi ve McMahon Hattı üzerindeki ihtilaflar nedeniyle başlayan bu savaşta, sayıca az ama lojistik ve taktik olarak çok daha üstün olan Çin ordusu, hazırlıksız yakalanan ve zayıf donanımlı Hindistan kuvvetlerine karşı ezici bir üstünlük sağlamıştır. Savaşın Hindistan açısından ağır bir yenilgiyle sonuçlanması, Başbakan Nehru’nun “Hint-Çin kardeşliği” (Hindi-Chini bhai-bhai) vizyonunu paramparça etmiş; Yeni Delhi’nin bölgesel askeri stratejilerini, güç projeksiyonunu ve tehdit algısını temelden sarsmıştır. ABD destekli Pakistan ve niyetleri öngörülemeyen agresif bir Çin karşısında Hindistan, barışçıl ve bağlantısız bir güç olma lüksüne sahip olmadığını acı bir şekilde anlamış, Nehru hükümeti bizzat “yeterli silahlı güce sahip olma” ve özgüven/öz-yeterlilik (self-reliance) ideallerini ilan ederek devasa bir askeri modernizasyon başlatmak zorunda kalmıştır.
Ancak savaşın yarattığı psikolojik ve askeri yıkım henüz atlatılamamışken, bölgenin jeopolitik haritasını kalıcı olarak değiştiren ve Hindistan’ı kuzeyden stratejik bir ölüm kıskacına alan ikinci bir sarsıcı gelişme yaşanmıştır. 2 Mart 1963 tarihinde, Çin’in başkenti Pekin’de, Çin Halk Cumhuriyeti Hükümeti Tam Yetkili Temsilcisi Mareşal Chen Yi ile Pakistan Hükümeti Tam Yetkili Temsilcisi Zülfikar Ali Butto arasında Çin-Pakistan Sınır Anlaşması (Sino-Pakistan Boundary Agreement) imzalanmıştır. Bu tarihi anlaşma, Güney Asya’nın siyasi coğrafyasında son derece kalıcı ve günümüzde dahi devam eden gerilimlerin temelini atan etkiler yaratmıştır.
Bu anlaşma uyarınca Pakistan, hukuken kendisine ait olmayan, ancak 1947’den beri fiili kontrolünde bulundurduğu Pakistan İşgali Altındaki Keşmir (PoK) bölgesinin kuzey sınırını Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi ile yeniden çizmiştir. Anlaşmanın en can alıcı maddesi olarak Pakistan, Karakurum sıradağlarının kuzeyinde yer alan ve Trans-Karakurum Yolu (Trans-Karakoram Tract) olarak da bilinen Shaksgam Vadisi’ni, yaklaşık 5.180 kilometrekarelik (bazı kaynaklara göre daha geniş) devasa bir dağlık bölgeyi resmen Çin’e devretmiştir. Dağ sırtları ve nehirler (Oprang Nehri ile Shaksgam Nehri’nin birleştiği nokta) referans alınarak çizilen bu yeni sınır hattı ile Çin, sınırını Karakurum su havzası (watershed) boyunca güneye doğru genişletirken, Hindistan’ın hak iddia ettiği Aghil Dağ silsilesinin kuzeyindeki bölgeyi güvence altına almıştır. Karşılığında Çin, Pakistan’ın Gilgit-Baltistan bölgesi üzerindeki fiili kontrolünü diplomatik olarak tanıyarak Pakistan’ın Keşmir konusundaki pozisyonunu güçlendirmiştir. Anlaşmanın metninde, bu sınır çiziminin Keşmir sorununun nihai çözümüne kadar “geçici” (provisional) olduğu belirtilse de, sahadaki gerçeklik tamamen kalıcı bir ilhaktı.
Hindistan açısından bu devir işlemi, salt bir toprak kaybı veya harita değişikliği değil, doğrudan varoluşsal bir ulusal güvenlik tehdidi ve uluslararası hukukun katledilmesi anlamına gelmekteydi. Yeni Delhi yönetimi, hukuki olarak nemo dat quod non habet (hiç kimse sahip olmadığı bir hakkı başkasına devredemez) prensibine dayanarak, Pakistan’ın yasadışı olarak işgal ettiği, Hindistan’ın ayrılmaz bir parçası olan Cammu ve Keşmir’e ait bir toprağı (Shaksgam Vadisi) Çin’e devretme yetkisi bulunmadığını şiddetle savunmuş ve anlaşmayı başından beri yasadışı, hükümsüz ve geçersiz ilan etmiştir.
Ancak Hindistan’ın hukuki itirazlarının ötesinde, bu anlaşmanın yarattığı jeopolitik ve askeri realite çok daha karanlık ve tehlikeliydi: Çin ve Pakistan, Asya’nın çatısında, kuzeyde fiziki olarak birleşmiş ve geri dönülemez bir stratejik entegrasyon sürecine girmişlerdi. Bu fiziki birleşme, Çin’in Karakurum bölgesine ve dolayısıyla doğrudan Güney Asya altkıtasına stratejik erişimini muazzam ölçüde artırmıştır. Anlaşma, günümüzde Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru’nun (CPEC) omurgasını oluşturan, dünyanın en yüksek rakımlı uluslararası yolu olan Karakurum Karayolu gibi devasa altyapı projelerinin zeminini hazırlamıştır. Shaksgam Vadisi’nin Çin’in eline geçmesi, Hindistan’ın dünyanın en yüksek savaş alanı olan Siachen Buzulu’na yönelik askeri lojistiğini doğrudan tehdit eden bir askeri kilit noktası yaratmıştır. Çin, bu sayede Hotan şehrindeki önemli askeri karargahlarını, Tibet-Sincan Otoyolu (G219) ile Hotan-Qiemo-Golmud Otoyolu (G315) gibi kritik lojistik damarları daha güvenli hale getirmiş ve Pakistan ile kesintisiz bir kara köprüsü kurmuştur.
Sonuç olarak, 1962 yenilgisi ve 1963 sınır anlaşması, Hindistan’ın güvenlik doktrininde “İki Cepheli Savaş” (Two-Front War) kabusunu somutlaştırmıştır. Batıda intikam ve Keşmir peşindeki ABD silahlarıyla donatılmış bir Pakistan, kuzey ve kuzeydoğuda ise nükleer silaha doğru hızla ilerleyen ve topraklarını genişleten devasa bir Çin askeri makinesi Hindistan’ı kuşatmıştır. Bu kıskacın ardından Hindistan, “bağlantısızlık” illüzyonundan ve retoriğinden tamamen uyanarak, ulusal kaynaklarını eşi görülmemiş ve hızlı bir askeri modernizasyon programına yönlendirmek zorunda kalmıştır. Hindistan, değişen bu devasa güç dengeleri karşısında pozisyonunu esneterek kendi savunma sanayisini kurma ve Sovyetler Birliği ile daha bağlayıcı ittifaklara yönelme yoluna girmiş, böylece ulusal çıkarlarını dogmatik ideolojilerin önüne koyduğunu bir kez daha kanıtlamıştır.
Dipnotlar: 3 The Great Game — Wikipedia 8 China-Pakistan Boundary Agreement 1963 — Understand UPSC 9 Tracing the Strategic Dimensions of India-Russia Relations — ORF 17 Sino-Pakistan Agreement — Wikipedia 18 Shaksgam Valley Pakistan Complicity — ICPS Net 19 China’s Unilateral Attempt to Alter Status Quo — Institut EGA 20 Sino-Indian Border Dispute — Times Now
Afganistan Tamponu (1979): Reelpolitik, Sovyet Müdahalesi ve Güvenlik İkilemi
Sovyetler Birliği’nin 24 Aralık 1979’da sınır komşusu Afganistan’a binlerce askerle fiili olarak müdahale edip Kabil’i ve ülkenin büyük bir kısmını askeri-siyasi kontrol altına alması, Soğuk Savaş’ın merkez üssünü doğrudan Hindistan’ın stratejik arka bahçesine, Avrasya’nın kalpgahına taşımıştır. Dünyanın en büyük Bağlantısızlar Hareketi kurucusu ve savunucusu olan, dış politikasının temeline sömürgecilik karşıtlığını, anti-emperyalizmi ve devletlerin egemenliğine saygıyı oturtan Hindistan, egemen ve bağlantısız bir Asya devletinin bir süper güç tarafından askeri olarak işgal edilmesi karşısında normal şartlarda en sert ve vizyoner tepkiyi vermesi beklenen aktör konumundaydı. Ancak tarihin ve jeopolitiğin cilvesi, Yeni Delhi’yi dış politikasının ahlaki ve pragmatik sınırlarını test eden en zorlu sınavlardan biriyle karşı karşıya bırakmıştır. Kabil’in Sovyet tankları tarafından düşürülmesi karşısında Hindistan yönetimi, işgali kınayan küresel koroya katılmak yerine büyük ölçüde sessiz kalmayı, durumu “içişlerine müdahale” olarak nitelendirmekten kaçınmayı ve Birleşmiş Milletler platformlarında Sovyetler Birliği’ni doğrudan hedef almamayı tercih etmiştir.
Bu sessizlik, Hindistan dış politikasındaki ahlaki bir çöküşten, ilkelerin terk edilmesinden veya Moskova’nın uydusu olmaktan ziyade, son derece soğukkanlı, hesaplanmış ve bölgesel gerçekliklere dayanan bir reelpolitik hesaplamasının sonucudur. O dönemde Başbakan Charan Singh’in geçici hükümeti, ilk aşamada Sovyet Büyükelçisi Yuli Vorontsov’a askeri müdahaleyi onaylamadıklarını bildirse de, kısa süre sonra iktidara yeniden güçlü bir şekilde dönen İndira Gandhi yönetimi, Afganistan’daki güç denklemini Hindistan’ın ulusal güvenliği perspektifinden yeniden değerlendirmiştir. Aslında Hindistan, ulusal çıkarlarının gerektirdiği durumlarda NAM ilkelerini esnetme konusunda tecrübeliydi. Tıpkı 1956’da Sovyetlerin Macaristan işgalini kınayan BM Genel Kurul kararlarında çekimser kalması veya 1968’de Çekoslovakya müdahalesinde benzer bir tutum sergilemesi gibi, Afganistan meselesinde de pragmatizm devreye girmiştir. Sadece bu sefer, kriz Avrupa’da değil, Hindistan’ın fiziki sınırlarının hemen yanı başındaydı.
Hindistan’ın güvenlik algısı, bölgesel gerçeklikler ve tehdit önceliklendirmesi üzerinden şekillenmekteydi. 1970’ler boyunca Afganistan siyasetinde yaşanan karmaşa (1973’te Muhammed Davud Han’ın Kral Zahir Şah’ı devirmesi, 1978’deki Sevr Devrimi vb.) Hindistan tarafından dikkatle izlenmekteydi. Sovyet işgali sonrası Yeni Delhi yönetimi, Afganistan bağlamında iki son derece kötü seçenek arasında bir ulusal güvenlik tercihi yapmak durumunda kalmıştır. Bir yanda Afganistan’ı acımasızca işgal etmiş komünist bir süper güç (SSCB); diğer yanda ise ABD’nin desteğiyle ve doğrudan Pakistan ordusunun/istihbaratının (ISI) kontrolünde, paramiliter olarak örgütlenmiş, son derece radikal, köktendinci İslamcı grupların (Mücahitler) iktidara gelme ihtimali bulunmaktaydı. Hindistan yönetimi, Kabil’de Pakistan güdümünde, Keşmir’deki İslami hareketleri kışkırtabilecek ve Hindistan’ı batıdan tamamen kuşatacak fundamentalist bir rejimin kurulmasındansa, coğrafi olarak sınır paylaşmadığı ancak stratejik olarak müttefiki olan seküler/sosyalist ve Sovyet kontrolündeki bir hükümetin varlığını kesinlikle ehvenişer olarak görmüştür.
Batı bloğunun, bilhassa ABD’nin (Reagan yönetimi dönemi dahil) ve İngiltere, Çin, Suudi Arabistan gibi ülkelerin, Sovyetleri Afganistan’da bir batağa saplamak amacıyla “Siklon Operasyonu” (Operation Cyclone) kapsamında Pakistan istihbaratı üzerinden Mücahitleri devasa boyutlarda silahlandırması ve finanse etmesi, Hindistan’ın güvenlik endişelerinin ne kadar haklı olduğunu kısa sürede kanıtlamıştır. Bu süreçte eski ABD Büyükelçisi John Gunther Dean’in anılarında çarpıcı bir şekilde ifade ettiği üzere, Hindistan (ve dolayısıyla Dean’in kendisi), Washington’ın Güney Asya’daki asıl politikasının “Kabil’de siyasi kontrolü ele geçirmek üzere tüm İslami hareketlerin en köktendincisine tam destek vermek” olduğunu görmüş ve buna şiddetle karşı çıkmıştır. Dean, Hindistan’ın bu bağlantısız ama Sovyet destekli pozisyonuna sempati duyduğu için Reagan yönetimi tarafından görevden alınmıştır.
Amerika’nın Sovyetlerle savaşmak bahanesiyle Pakistan’a akıttığı milyarlarca dolarlık askeri, istihbari ve ekonomik yardım, Pakistan ordusunun konvansiyonel ve asimetrik savaş kapasitesini muazzam ölçüde, Hindistan’ın aleyhine olacak şekilde artırmıştır. Daha da vahimi, Afganistan dağlarında Sovyetlere karşı asimetrik savaş taktikleriyle donatılan, CIA tarafından eğitilen ve küresel cihadist ağlarla birleşerek radikalize olan on binlerce silahlı militan, 1989’da Sovyetlerin çekilmesinin ardından Pakistan istihbaratı tarafından sistemli bir şekilde Hindistan’ın Cammu ve Keşmir eyaletine yönlendirilmiştir. Bu durum, 1990’lardan günümüze kadar uzanan ve on binlerce insanın hayatına mal olan Keşmir isyanını tetiklemiş, Hindistan’ın iç güvenliğinde devasa ve kapanmaz yaralar açmıştır. Dolayısıyla Hindistan’ın 1979’daki sessizliği ve Sovyet destekli seküler bir yapıyı tercih etmesi, ideolojik bir sapma değil; Pakistan’ın stratejik derinlik (strategic depth) arayışını engellemeye ve kendi ülkesine sıçrayacak radikal İslamcı terör dalgasını kaynağında boğmaya yönelik, fiziki coğrafyanın dayattığı son derece rasyonel bir güvenlik politikasının sonucudur.
Dipnotlar: 21 Soviet-Afghan War — Wikipedia 22 India’s Diplomatic Reaction to Soviet Invasion — CGC International 23 New Phase Great Game — National Security Archive 24 The Soviet Invasion of Afghanistan — US State Department
CPEC ve Gwadar: Çin’in Yükselişi, “İnci Dizisi” Stratejisi ve Egemenlik İhlali
Soğuk Savaş’ın 1991’de Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla sona ermesi, Güney Asya’daki güç dinamiklerini sarsmış ancak asıl sismik jeopolitik değişim 21. yüzyılın başlarından itibaren Çin Halk Cumhuriyeti’nin durdurulamaz ekonomik ve askeri yükselişiyle gerçekleşmiştir. Çin’in küresel hegemonyasını inşa etme, Avrasya’yı ticari olarak entegre etme ve ABD’nin deniz üstünlüğüne meydan okuma vizyonunun en önemli fiziki tezahürü olan Kuşak ve Yol Girişimi (Belt and Road Initiative – BRI), Hindistan’ın bölgesel güvenliğine, toprak bütünlüğüne ve Hint Okyanusu’ndaki nüfuz alanına yönelik en somut tehditleri bünyesinde barındırmaktadır. Bu küresel girişimin yaklaşık 62 ila 65 milyar dolarlık bütçesiyle “amiral gemisi” konumunda olan ve 20 Nisan 2015 tarihinde resmi olarak başlatılan Çin-Pakistan Ekonomik Koridoru (CPEC), Yeni Delhi’nin en büyük ulusal güvenlik kaygılarından birini oluşturmaktadır.
CPEC, temel olarak Çin’in batısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin Kaşgar kentinden başlayarak, Pakistan’ı boydan boya kat eden ve Umman Denizi kıyısındaki (Belucistan eyaleti) stratejik Gwadar Derin Su Limanı’na kadar uzanan yaklaşık 3.000 kilometrelik devasa bir ulaşım (otoyol ve demiryolu), enerji altyapısı (kömür, hidroelektrik, güneş santralleri) ve özel ekonomik bölgeler ağını öngörmektedir. Ancak Hindistan açısından CPEC projesi, Pakistan’ın altyapısını geliştirmeyi veya enerji açıklarını kapatmayı hedefleyen salt bir ekonomik kalkınma hamlesi değil; doğrudan doğruya bir egemenlik ihlali, bölgesel kuşatma operasyonu ve uluslararası hukukun hiçe sayılmasıdır. Bu itirazın temel nedeni, koridorun karayolu ve lojistik hatlarının, Hindistan’ın tarihi olarak kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası olarak gördüğü ve anayasasında hak iddia ettiği, ancak fiilen Pakistan’ın işgali altında bulunan Gilgit-Baltistan ve Pakistan İşgali Altındaki Keşmir (PoK) bölgesinden geçmesidir. Hindistan yönetimi, yasal statüsü uluslararası alanda ihtilaflı olan bir bölge üzerinden, kendi rızası dışında ve kendisine düşman iki ülke tarafından devasa kalıcı bir altyapı koridoru inşa edilmesini toprak bütünlüğünün açık bir ihlali olarak değerlendirmekte ve bu projeye başından beri şiddetle karşı çıkmaktadır.
Ancak Hindistan’ın CPEC’e yönelik endişeleri sadece kara sınırları ve hukuki egemenlik ihlalleriyle sınırlı değildir; meselenin çok daha derin bir askeri, denizcilik ve jeopolitik boyutu bulunmaktadır. Projenin güney ucunda yer alan Gwadar Limanı, Çin’in Asya’yı denizden çevreleme doktrini olarak bilinen ünlü “İnci Dizisi” (String of Pearls) stratejisinin en kritik ve stratejik halkasını oluşturmaktadır. Ünlü deniz stratejisti Alfred Thayer Mahan’ın “Hint Okyanusu’nu kontrol eden Asya’ya hükmeder. Okyanus yedi denizin anahtarıdır. 21. yüzyılda dünyanın kaderi onun sularında belirlenecektir” şeklindeki kehanetvari öngörüsünü merkeze alan Pekin yönetimi, Gwadar üzerinden Hint Okyanusu’na doğrudan, güvenli ve kalıcı bir donanma erişimi elde etmeyi planlamaktadır.
Çin ekonomisinin ve savaş makinesinin can damarı olan enerji ithalatının (özellikle Ortadoğu petrollerinin) çok büyük bir kısmı, Malezya ve Endonezya arasındaki dar bir darboğaz olan Malakka Boğazı’ndan geçmektedir. Herhangi bir bölgesel veya küresel savaş (örneğin Tayvan krizi) durumunda bu boğazın ABD, müttefikleri veya doğrudan güçlü Hindistan donanması tarafından bloke edilmesi, Çin için varoluşsal bir tehdit (Malakka İkilemi) oluşturmaktadır. Gwadar Limanı’nın Karakurum üzerinden Çin’e bağlanması, Pekin’e bu boğazı tamamen bypass ederek doğrudan Ortadoğu ve Basra Körfezi petrollerine ulaşma imkanı sunan stratejik bir kestirme yol (shortcut) yaratmaktadır. Eş zamanlı olarak Gwadar, coğrafi konumu itibariyle Hürmüz Boğazı’na son derece yakın olup, Çin donanmasına Umman Denizi’ndeki deniz trafiğini izleme, Hindistan’ı denizden kuşatma ve gerektiğinde askeri güç yansıtma potansiyeli sağlayan bir ileri karakol işlevi görmektedir. Hindistan’ın stratejik çevreleri, Myanmar’daki Sittwe, Bangladeş’teki Chittagong, Sri Lanka’daki Hambantota ve Pakistan’daki Gwadar limanlarının oluşturduğu bu “İnci Dizisi”nin nihai hedefinin Hindistan’ı kendi denizinde boğmak olduğuna inanmaktadır.
Ayrıca CPEC projeleri, içerdikleri askeri potansiyel nedeniyle de alarm zillerini çaldırmaktadır. Hint medyası ve istihbarat analizleri, koridorun sivil amaçlı görünümünün altında yatan çift kullanımlı (dual-use) altyapı kapasitesine dikkat çekmektedir. Barış zamanında ticari kargo taşıyan otoyolların ve limanların, kriz zamanlarında Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun (PLA) askeri lojistiğini ve ağır zırhlı birliklerini hızla Güney Asya’ya yığmasına olanak tanıyacak bir mekanizma olarak işlev göreceği açıktır. Hatta Hindistan medyasında yer alan bazı iddialara göre, projeleri ve çalışanları korumak bahanesiyle Pakistan’da yerel isimler altında 30.000 civarında PLA personeli görev yapmaktadır(“Bazı Hint savunma analistlerine göre Pakistan’da CPEC güvenliği kapsamında on binlerce Çinli personel görev yapmaktadır; ancak bu rakam bağımsız kaynaklarca doğrulanamamaktadır.”). Elbette projenin zayıf karınları da mevcuttur; özellikle Belucistan eyaletindeki yerel halkın, ekonomik sömürü, demografik yapının bozulması ve kaynakların Çin-Pencap eksenine aktarılması gerekçesiyle yürüttüğü ayrılıkçı isyan ve Çinli mühendislere yönelik ölümcül terör saldırıları, CPEC’in sürdürülebilirliği önündeki en büyük güvenlik engellerinden biridir.
| CPEC’in Kritik Bileşenleri ve Coğrafyası | Hindistan’ın Stratejik İtirazları ve Güvenlik Algısı | Çin’in Elde Ettiği Jeopolitik Kazanımlar |
| Gilgit-Baltistan Geçişi (Kara) | Doğrudan egemenlik ve toprak bütünlüğü ihlali; Keşmir meselesinde Çin’in fiziken ve ekonomik olarak taraf olması. | Güney Asya’ya doğrudan fiziki kara erişimi; Karakurum bölgesinde kalıcı askeri ve lojistik hakimiyet. |
| Gwadar Derin Su Limanı (Deniz) | Hint Okyanusu’nda kalıcı Çin askeri/donanma tehdidi; Deniz yetki alanlarında “İnci Dizisi” stratejisiyle kuşatılma. | Malakka Boğazı darboğazı (chokepoint) riskinin bypass edilmesi; Ortadoğu enerji kaynaklarına doğrudan ulaşım. |
| Çift Kullanımlı Altyapı (Dual-use) | İki cepheli savaş kapasitesinin artması; Pakistan ordusunun Çin teknolojisi ve yatırımlarıyla asimetrik olarak güçlenmesi. | Kuşak ve Yol projesinin merkez üssünün inşası; Güney Asya ve Ortadoğu’da ekonomik/askeri bölgesel hegemonya tesisi. |
Dipnotlar: 8 China-Pakistan Boundary Agreement 1963 — Understand UPSC 25 China-Pakistan Economic Corridor — Wikipedia 26 CPEC Gilgit Baltistan Sovereignty — Hilaris Publisher(“Bazı Hint savunma analistlerine göre Pakistan’da CPEC güvenliği kapsamında on binlerce Çinli personel görev yapmaktadır; ancak bu rakam bağımsız kaynaklarca doğrulanamamaktadır.”) 27 China’s String of Pearls — EFSAS 28 The India-Middle East-Europe Economic Corridor — MEI 29 Geopolitics of Gwadar Port — DTIC
Soğuk Savaş Sonrası ve QUAD: Stratejik Otonomi, Sınırlı Sert Dengeleme ve Çok Kutuplu Denge
Sovyetler Birliği’nin 1991 yılında tarih sahnesinden silinmesi, uluslararası sistemi derinden sarstığı gibi, Hindistan dış politikasında ve savunma mimarisinde de devasa bir stratejik boşluk yaratmıştır. Ancak bu devasa boşluk, Yeni Delhi yönetimini paniğe sevk ederek alelacele Batı bloğuna tam teslimiyet göstermesine neden olmamış; aksine, günümüz Hindistan dış politikasının belkemiğini oluşturan “Stratejik Otonomi” (Strategic Autonomy) konseptinin çok daha sofistike, pragmatik ve çok boyutlu bir şekilde uygulanmasına zemin hazırlamıştır. 1990’ların sonlarında, özellikle 1998’deki Chagai nükleer testleriyle Pakistan’ın resmen nükleer silahlı bir devlet statüsüne erişmesi ve aynı dönemde Çin’in devasa bir ekonomik ve konvansiyonel/askeri süper güç olarak Asya’da yükselmesi, Hindistan’ı kendi varlığını korumak adına yeni dengeleme mekanizmaları kurmaya zorlamıştır. Bu yeni dönemin parolası, katı ittifaklara girmeden esnek ortaklıklar kurmak (multi-alignment) olmuştur.
Özellikle Haziran 2020’de Himalayalar’daki Galwan Vadisi’nde Çin ve Hindistan askerleri arasında yaşanan ve ölümcül kayıplarla sonuçlanan sınır çatışmaları, Hindistan’ın Çin’e yönelik algısında bir kırılma noktası olmuş; Yeni Delhi’nin uzun süredir uyguladığı Çin’i “eksik dengeleme” (under-balancing) politikasının yetersizliğini ortaya koymuştur. Bu artan tehdit algısı bağlamında Hindistan, Hint-Pasifik bölgesinde “Sınırlı Sert Dengeleme” (Limited Hard Balancing) stratejisini benimseyerek Amerika Birleşik Devletleri, Japonya ve Avustralya ile birlikte “Dörtlü Güvenlik Diyaloğu” (Quadrilateral Security Dialogue – QUAD) ittifakını (veya Quad 2.0’ı) güçlü bir şekilde canlandırmış ve kurumsallaştırmıştır.
Ancak Hindistan’ın QUAD üyeliği ve Batı ile geliştirdiği bu yeni yakınlık, geleneksel anlamda bir Soğuk Savaş Batı ittifakına (NATO gibi) askeri entegrasyon anlamına kesinlikle gelmemektedir. Nitekim Hindistan, QUAD ülkeleri içinde ABD ile resmi bir karşılıklı savunma ve savaş antlaşması olmayan yegane ülkedir (Japonya ve Avustralya’nın aksine). Yeni Delhi’nin temel stratejik gayesi; Çin’in Asya’daki agresif yayılmacılığını donanma işbirlikleri (Malabar tatbikatları), istihbarat paylaşımı, kritik teknolojilerde tedarik zinciri esnekliği ve bölgesel altyapı yatırımları yoluyla dengelemek, ancak bunu yaparken bağımsız karar alma mekanizmasını ve egemenliğini asla Batı’ya ipotek etmemektir.
Bu stratejik otonominin en çarpıcı, Batı’yı en çok zorlayan ve Hint devlet aklının bağımsızlığını gösteren tezahürü, Hindistan’ın on yıllardır süren Rusya ile olan tarihsel bağlarını inatla ve her türlü riske rağmen korumasında görülmektedir. ABD’nin Düşmanlarına Yaptırımlar Yoluyla Karşı Koyma Yasası (CAATSA) kapsamındaki ikincil yaptırım tehditlerine ve 2022’de başlayan Ukrayna Savaşı sonrası uygulanan ağır küresel Batı izolasyonuna rağmen Hindistan, Rusya’dan gelişmiş S-400 hava savunma sistemleri satın alma anlaşmasından (2018) geri adım atmamıştır. Sistemin teslimatları planlandığı gibi devam etmiş (2025 sonlarında dördüncü, 2026’da beşinci birliğin teslimatı beklenmektedir) ve bu stratejik hava savunma sistemleri doğrudan Pakistan ve Çin sınırlarını kapsayacak şekilde aktif olarak konuşlandırılmıştır. Aynı şekilde, ulusal enerji güvenliği bağlamında Hindistan, Batılı müttefiklerinin (özellikle ABD ve Avrupa’nın) ahlaki ve siyasi baskılarına boyun eğmeyerek, yaptırımlar nedeniyle piyasada büyük indirimlerle satılan Rus ham petrolünün en büyük küresel alıcılarından biri haline gelmiş, ham petrol ithalatında Rusya’nın payını üçte birin üzerine çıkararak enerji maliyetlerini sübvanse etmiştir.
Hindistan dışişleri bürokrasisi ve stratejik elitleri, bu son derece hassas ikili oyunu oynarken çok net bir jeopolitik felsefeye dayanmaktadır. Hint karar alıcıları arasındaki pragmatistler, Rusya’nın zayıfladığını, Çin’e ekonomik olarak bağımlı hale geldiğini ve Ukrayna bataklığında güç kaybettiğini, bu nedenle Hindistan’ın teknoloji ve güvenlik şemsiyesi için ABD eksenine kayması gerektiğini savunsalar da; realist ekolün sesi hala çok güçlüdür. Realistlere göre, BM Güvenlik Konseyi’nde Keşmir gibi kritik konularda Hindistan’ı defalarca veto hakkıyla koruyan Rusya’yı tamamen dışlamak ve Batı baskısıyla terk etmek, Moskova’yı geri dönülemez biçimde Pekin’in yörüngesine itmek anlamına gelecektir. Böylesi bir hata, “Himalayalar’dan Hint Okyanusu’na uzanan, yenilmez bir Çin-Rus ekseni” yaratarak Hindistan’ın stratejik olarak tamamen kuşatılmasına yol açacaktır. Bu derin jeopolitik endişe nedeniyle Hindistan; bir yandan ABD’den P-8I deniz karakol uçakları alıp QUAD ile ortak Hint-Pasifik donanma tatbikatları yaparken, aynı anda Rusya’dan ucuz enerji ve kritik hava savunma sistemleri tedarik ederek küresel güç kutupları arasında eşsiz bir denge ve esneklik sergilemektedir. Bu durum, ideolojik olarak taraf değiştirmek değil, değişen çok kutuplu dünyada ülkenin ekonomik gelişimini ve ulusal bekasını maksimize etme sanatının ta kendisidir.
Dipnotlar: 30 India’s Strategic Autonomy — NatStrat 31 Power Shifts and India’s Strategic Autonomy — Geopolitics 32 Indian Grand Strategy in a Multipolar World — Geopolitics 33 India’s Limited Hard Balancing — Taylor & Francis 34 India’s Diplomacy Dual Alignments — RUSI 35 Operation Sindoor and Air Defense — Insightful
Türkiye, Körfez ve Koridorlar: Yeni Bağlantısallık Savaşları, Hint Diasporası ve Çatışma Dinamikleri
Güney Asya’daki jeopolitik dengeler, sadece ABD, Çin, Rusya gibi küresel güçlerin rekabetiyle değil, aynı zamanda Orta Doğu’daki bölgesel aktörlerin (Türkiye, İran, Körfez ülkeleri) hamleleriyle ve uluslararası ticaret/kalkınma koridorlarının devasa inşasıyla da doğrudan etkileşim içindedir. Bu minvalde Türkiye’nin, tarihsel kökleri olan ve son yıllarda giderek derinleşen Pakistan ile kurduğu askeri, savunma sanayii ve siyasi ittifak, Yeni Delhi yönetimi tarafından uzun süredir kritik bir ulusal güvenlik parametresi olarak yakından takip edilmektedir. Türkiye’nin uluslararası platformlarda, özellikle Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarında ve İslam İşbirliği Teşkilatı’nda Keşmir meselesi konusunda sürekli olarak Pakistan’ın tezlerini yankılayan tutumu, ticari ilişkilere rağmen Hindistan-Türkiye siyasi ilişkilerinde kronik ve aşılması zor bir gerilim kaynağı olagelmiştir.
Bu gerilim, Güney Asya’yı topyekun bir savaşın eşiğine getiren Nisan ve Mayıs 2025 olaylarında zirveye ulaşmış ve Türkiye’nin konumunu yeniden tartışmaya açmıştır. 22 Nisan 2025 tarihinde, Hindistan’ın kontrolündeki Cammu Keşmir bölgesinin Pahalgam kasabası yakınlarındaki turistik Baisaran Vadisi’nde, Pakistan destekli olduğu belirtilen silahlı teröristlerce 26 sivil (çoğunluğu Hindu turistler) hedef alınarak vahşice katledilmiştir. Narendra Modi hükümetinin 2019’da Keşmir’in özel statüsünü kaldırmasının ardından bölgeyi entegre etme politikasına ağır bir darbe vuran bu saldırıya, Yeni Delhi’nin yanıtı son derece sert, ölçülü ama yıkıcı olmuştur. Hindistan, 6-10 Mayıs 2025 tarihleri arasında “Sindoor Operasyonu”nu (Operation Sindoor) başlatarak Pakistan-İşgali altındaki Keşmir ve Pencap eyaletlerindeki 9 ayrı terör altyapısını ve askeri üssü hedef almıştır. Operasyon sırasında Hindistan, Amerikan Excalibur hassas topçu mühimmatlarının yanı sıra, kendi üretimi olan süpersonik BrahMos füzelerini yoğun bir şekilde kullanarak (örneğin Jacobabad ve Bhanoti üsleri vurulmuştur) Pakistan hava savunmasını felç etmiştir.
Bu ağır bombardımana karşılık vermek isteyen Pakistan ordusu, Hindistan’ın Punjab bölgesine ve Amritsar gibi şehirlere yönelik, aralarında Türkiye’den tedarik edilen Asisguard Songar dronlarının da bulunduğu yaklaşık 400 insansız hava aracı ve seyir füzesiyle devasa bir misilleme saldırısı (swarm attack) başlatmıştır. Ancak işte tam bu noktada Hindistan’ın stratejik otonomi bağlamında Rusya’dan aldığı silahlar devreye girmiş; Adampur Hava Kuvvetleri Üssü’ne ve diğer stratejik noktalara (Bhuj, Bikaner) konuşlandırılan S-400 hava savunma sistemleri ilk kez gerçek bir muharebede kullanılarak Pakistan’ın saldırılarını (77 drone ve tüm füzeler dahil) havada başarıyla imha etmiş ve topyekun bir yıkımı engellemiştir. Bu krizin ardından Türkiye’nin diplomatik tutumunda pragmatik bir yumuşama gözlemlenmiştir. Singapur’daki Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nde (IISS) konuşan Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Hindistan’a seslenerek Türkiye’nin Pakistan ile olan kardeşlik ve savunma bağlarının Hindistan’a yönelik bir düşmanlık veya “kırgınlık” sebebi olarak algılanmaması gerektiğini belirtmiş; iki ülkenin (Türkiye ve Hindistan) ilişkilerini geliştirecek “kadar olgun” olduğunu vurgulayarak diplomatik bir denge (decoupling) arayışına girmiştir.
Öte yandan, Hindistan’ın Orta Doğu vizyonunda asıl devrimi gerçekleştirdiği, stratejik ufkunu genişlettiği ve Pakistan’ı diplomatik olarak izole ettiği alan, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) ülkeleriyle, bilhassa Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan ile kurduğu eşi görülmemiş stratejik, ekonomik ve güvenlik odaklı entegrasyondur. Geçmiş on yıllarda İslam dayanışması çerçevesinde Keşmir meselesinde genellikle İslamabad’ın yanında yer alan Körfez monarşileri, bugün Hindistan’ı ekonomik dönüşüm vizyonları (örneğin Suudi 2030 Vizyonu) için vazgeçilmez bir stratejik ortak olarak görmektedir. BAE ve Suudi Arabistan’ın, Arap Baharı sonrası siyasi İslam’ı (ve Müslüman Kardeşler türevlerini) kendi rejimleri için bir tehdit olarak algılaması, Pakistan’ın iç siyasi istikrarsızlıkları ve terör gruplarına ev sahipliği yapması, Körfez sermayesinin rotasını laik, istikrarlı, büyüyen devasa bir tüketici pazarı olan Hindistan’a çevirmesine yol açmıştır.
Bu yakınlaşmanın temelinde yatan en sağlam sütun ise demografik gerçeklikler ve karşılıklı ekonomik bağımlılıktır. Bugün Orta Doğu ülkelerinde, bölgenin inşaat, sağlık, teknoloji ve finans sektörlerini ayakta tutan yaklaşık 9.6 milyonluk devasa bir Hint diasporası (Yurtdışında Yaşayan Hintliler – NRI) yaşamaktadır. Bu devasa işgücü ordusunun oluşturduğu sosyo-ekonomik bağlar, sadece ev sahibi ülkeler için değil, Hindistan ekonomisi için de hayati önemdedir. Bu işçilerin ülkelerine gönderdiği dövizler (remittances), Hindistan’ın cari açığını kapatmada kritik bir rol oynamaktadır. BAE ve Suudi Arabistan, bu demografik gücün ve ekonomik transferin merkez üssüdür.
| Körfez Bölgesindeki Hint Diasporası ve İkili Ekonomik Etkileşim Verileri | İstatistikler ve Değerler |
| Orta Doğu Toplam Hint Diasporası (2024) | Yaklaşık 9.6 Milyon (Küresel NRI nüfusunun ~%56’sı) |
| Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Hint Nüfusu | 3.4 – 4.3 Milyon Arası (En büyük gurbetçi grup) |
| Suudi Arabistan Hint Nüfusu | 2.4 – 2.5 Milyon Arası |
| Hindistan’ın Küresel Toplam Havale Girdisi (2023-2024) | 118.7 Milyar ABD Doları |
| Döviz Girdisinde (Havale) BAE ve Suudi Arabistan’ın Payı | BAE: %19.2 (En büyük kaynak) / S. Arabistan: %6.7 |
| Hindistan-BAE Yıllık İkili Ticaret Hacmi (2024-2025) | 36.6 Milyar $ İhracat / 66.5 Milyar $ İthalat |
Körfez ile olan bu ekonomik ve demografik entegrasyon sadece enerji ithalatı ve işçi dövizleriyle sınırlı kalmamış, yüksek teknoloji ve savunma sanayii işbirliklerine de evrilmiştir. BAE (EDGE Group gibi şirketler vasıtasıyla), Hindistan’ın yerli üretimi olan BrahMos füzeleri, Tejas savaş uçakları ve Akash hava savunma sistemlerine yatırım yapmaya başlamış; Suudi Arabistan ise Hindistan’dan (Munitions India Ltd.) 225 milyon dolarlık mühimmat tedariki anlaşması imzalamıştır. Pakistan-Körfez savunma tekeli böylece fiilen kırılmıştır. Mayıs 2025’teki Hindistan-Pakistan (Pahalgam/Sindoor) krizinde, BAE ve Suudi Arabistan’ın taraflar arasında ateşkes sağlanmasında arabuluculuk rolü oynaması, bu ülkelerin Yeni Delhi nezdindeki güvenilirliğini pekiştirmiştir.
Ancak Hindistan’ın Körfez vizyonunun küresel siyasetteki asıl sarsıcı hamlesi, jeopolitik bir karşı hamle olarak ortaya çıkan koridor savaşlarıdır. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’ne ve özellikle Pakistan üzerinden geçen CPEC koridoruna alternatif yaratmak amacıyla, Eylül 2023’teki G20 Yeni Delhi zirvesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’nin güçlü desteğiyle “Hindistan-Orta Doğu-Avrupa Ekonomik Koridoru” (IMEC) projesi ilan edilmiştir. IMEC projesi, çok modlu devasa bir transit ağıdır. Doğu Koridoru, Hindistan’ın batı limanlarını deniz yoluyla doğrudan BAE’nin Jebel Ali ve Khalifa gibi devasa limanlarına bağlayacak; Kuzey Koridoru ise BAE’den Suudi Arabistan, Ürdün ve İsrail (Hayfa Limanı) üzerinden uzanacak bir demiryolu ağıyla Avrupa’ya (Yunanistan) ulaşacaktır. Bu vizyon sadece bir kargo rotası değil; aynı zamanda yenilenebilir enerji hatlarını, dijital fiber optik kabloları ve yeşil hidrojen ihracatını içeren, Hindistan’ı küresel tedarik zincirlerinin merkezine yerleştirmeyi hedefleyen stratejik bir kalkandır. Hindistan bu projeyle Pakistan coğrafyasını ve Wakhan kısıtlamalarını tamamen denizden by-pass etmektedir.
Fakat jeopolitik satranç doğası gereği hiçbir alanda boşluk veya rakipsizlik kabul etmez. IMEC projesinin dışında bırakılan ve kendi coğrafi merkeziliğini korumak isteyen Türkiye, komşusu Irak ile birlikte alternatif bir mega projeyi, “Kalkınma Yolu”nu (Development Road) hızla devreye sokmuştur. Irak’ın Basra kentinde, Basra Körfezi’ne kıyısı olan ve tamamlandığında Orta Doğu’nun en büyük limanı olması hedeflenen Büyük Faw Limanı’ndan (Grand Faw Port) başlayacak olan bu proje; Irak’ı boydan boya geçecek 1.200 kilometrelik entegre bir demiryolu ve karayolu ağıyla (Diwaniya, Necef, Kerbela, Bağdat, Musul üzerinden) Türkiye sınırına (Faysh Khabur / Ovaköy) ve oradan da doğrudan Avrupa pazarlarına uzanmayı planlamaktadır. Tahmini maliyeti 17 milyar dolar olan ve ilk aşamalarının 2025 sonuna kadar tamamlanması beklenen bu proje, Türkiye tarafından Asya ile Avrupa arasındaki en kısa, en rasyonel ve en az siyasi risk barındıran güzergah olarak sunulmaktadır.
Türkiye ve Irak’ın temel argümanı, IMEC’in özellikle İsrail-Filistin (Gaza) çatışmaları, Kızıldeniz’deki Husi saldırıları ve İran ile olan gerilimler nedeniyle (Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski) barış zamanı şartlarına göre tasarlandığı ve mevcut “gri bölge” çatışma ortamında uygulanamaz olduğudur. Buna karşılık Kalkınma Yolu, İran’ın nüfuz alanını daraltma ve Irak’ın petrol dışı gelirlerini artırma potansiyeli taşımakla birlikte, Türkiye’nin Avrasya ticaretindeki “vazgeçilmez transit düğüm” (indispensable node) rolünü tahkim etmeyi amaçlamaktadır. Bölgenin pragmatik aktörleri olan BAE ve Katar gibi devletler ise riskleri dağıtmak (hedging) ve stratejik yatırımlarını güvence altına almak adına her iki koridor projesini de (hem IMEC’i hem de Kalkınma Yolu’nu) diplomatik ve finansal olarak destekleyerek, hangi hat başarılı olursa olsun kazanan tarafta olmayı garantileyen sofistike bir politika izlemektedirler. Hindistan açısından ise bu koridor savaşları, artık kendi sınırlarının içine hapsolmuş bir altkıta devleti olmadığını, küresel ticaretin ve jeopolitiğin oyun kurucu aktörlerinden biri seviyesine yükseldiğini kanıtlamaktadır.
Dipnotlar: 35 Operation Sindoor and Air Defense — Insightful 36 Turkey Pakistan Military Cooperation — Republic World 37 Turkey’s Military Alliance with Pakistan — Horn Review 38 2025 India-Pakistan Conflict — Wikipedia 39 One Year of Operation Sindoor — Hindustan Times 40 Pahalgam Terror Attack — CSIS 41 Military Lessons from Operation Sindoor — Carnegie Endowment 42 Four Days in May: India-Pakistan Crisis — Stimson Center 43 PoK Integration Claims — Times of India 44 First Drone War in South Asia — Insightful 45 Pakistan Lobbying after Operation Sindoor — Economic Times 46 Turkey’s Pragmatic Diplomacy with India — News18 47 We are Mature Enough: Turkey’s Message — Hindustan Times 48 India-Gulf Relations Beyond Transactionalism — Al Jazeera 49 Global Footprint of Indian Diaspora — Indian Diaspora 50 Indian Diaspora in the Middle East — Wikipedia 51 Remittances to India from Middle East — Dataful Insights 52 International Migration Policy — ICWA 53 India-Middle East-Europe Economic Corridor — IMEC International 54 IMEC Route and Connectivity — Atlantic Council 55 Bypassing the Straits: IMEC Redesign — ECFR 56 UAE and Saudi Arabia Ports in IMEC — Container Mag 57 The Geopolitics of IMEC — MEI 58 Iraq-Europe Development Road — Wikipedia 59 Iraq’s Development Road Project — EPC 60 Development Road Megaproject — Gulf IF 61 Turkey’s Corridor Dream — FDD 62 Development Road Project in Iraq — Injaz 63 Basra Faw Port to Turkey — Arab Urban 64 Strategic Connectivity in Eurasia — Kearney
Sonuç: Akışkan Güç Dengesinde Sabit Kalan Ulusal Çıkar ve Esneklik Doktrini
Devletlerin ömrü, hafızası ve jeopolitik vizyonu, insan ömründen farklı olarak asırlarla, dağlarla ve okyanuslarla ölçülür. Hindistan’ın 1947’deki bağımsızlığından günümüze kadar sergilediği jeopolitik evrim ve diplomatik hayatta kalma mücadelesi, uluslararası ilişkiler disiplini için kusursuz bir “beka, adaptasyon ve pragmatizm” vaka çalışmasıdır. Himalayalar’ın ardındaki bir altkıta ülkesi, fiziki coğrafyasının (Büyük Oyun’dan kalan Wakhan Koridoru ve Pakistan’ın araya girmesi) sınırlarını ve dezavantajlarını aşmak için, Soğuk Savaş yıllarında Sovyetler Birliği ile “görünmez bir komşuluk” inşa etmiş; ABD’nin 1954’te Pakistan’ı ağır silahlarla donatma hamlesine karşı, katı Bağlantısızlık dogmasını teoride yaşatırken pratikte bir kenara bırakarak Moskova ile stratejik ve askeri bir zırh kuşanmasını bilmiştir.
1962’deki sarsıcı Çin yenilgisi ve hemen ardından 1963’te Shaksgam Vadisi’nin yasadışı devriyle Çin-Pakistan ekseninin fiziki olarak birleşmesi, Hindistan’ın güvenlik mimarisinde kapanmayan bir yara açmış ve “iki cepheli savaş” kabusunu doğurmuştur. Bu jeopolitik kıskaç, bugün devasa CPEC projeleri ve Gwadar Limanı inşası ile bir “İnci Dizisi”ne dönüşerek Hint Okyanusu’nda ve kara sınırlarında somut bir donanma, altyapı ve askeri kuşatma tehdidi halini almıştır. Ancak Hindistan, bu varoluşsal kuşatmaya karşı koymak için pasif kalmamış veya Soğuk Savaş aklında takılı kalmamıştır; bir yandan 1979 Afganistan işgalinde kendi iç güvenliği ve radikal İslamcı terör tehdidini uzakta tutmak adına Sovyet varlığına BM’de göz yumarken, diğer yandan 21. yüzyılda yükselen Çin’i dengelemek için rotasını esneterek ABD, Japonya ve Avustralya ile QUAD ekseninde yeni bir mimari inşa etmiştir.
Bununla birlikte Yeni Delhi yönetimi, ulusal çıkarlarının yegane garantisi olan “Stratejik Otonomi” çizgisinden asla taviz vermemiştir. Mayıs 2025’teki Sindoor Operasyonu krizinde, Pakistan’ın Türkiye’den aldığı dronları Rusya’dan Batı tehditlerine inat aldığı S-400 sistemleriyle vururken, enerji güvenliği için yine Rus petrolüne olan bağımlılığını sürdürmesi; diğer taraftan devasa işgücü diasporasını barındıran Körfez sermayesini (BAE, Suudi Arabistan) IMEC koridoru ile doğrudan kendi limanlarına bağlayarak Pakistan’ın İslami bloktaki tarihsel tekelini tamamen kırması, bu pragmatik devlet aklının kusursuz işleyişinin somut kanıtlarıdır.
Nihayetinde Hindistan, tarihsel süreç boyunca ideolojik olarak hiçbir zaman tam anlamıyla taraf değiştirmemiş, komünist veya kapitalist bir uydu devlete dönüşmemiştir. Sadece fiziki coğrafyanın kendisine dayattığı bölgesel gerçeklikler (kuzeyde devasa ve saldırgan Çin, batıda varoluşsal düşman Pakistan) karşısında, küresel güç dengelerini (ABD, Rusya, Orta Doğu monarşileri) kendi ulusal çıkarlarını koruyacak ve maksimize edecek şekilde, adeta bir sarkaç gibi büyük bir ustalıkla esnetmiştir. Coğrafya ve dağlar sabittir, ancak Yeni Delhi’nin esnek devlet aklı, krizlerle dolu bu akışkan dünyada ayakta kalmanın yegane yolunun sürekli bir jeopolitik adaptasyon olduğunu tüm dünyaya açıkça göstermeye devam etmektedir.
Kaynakça
- Tracing the Strategic Dimensions of India-Russia Relations, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.orfonline.org/research/tracing-the-strategic-dimensions-of-india-russia-relations
- India–Soviet Union relations – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/India%E2%80%93Soviet_Union_relations
- buffered border corridor the geopolitical and strategic significance of the wakhan corridor – Global Political Review, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.gprjournal.com/article/buffered-border-corridor-the-geopolitical-and-strategic-significance-of-the-wakhan-corridor
- Great Game – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Great_Game
- Wakhan Corridor – UnderStand UPSC, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.understandupsc.com/wakhan-corridor/
- Wakhan Corridor – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Wakhan_Corridor
- Central Asia: Historical Geography II – Wakhan Corridor – The Eastern World – College of DuPage Digital Press, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://cod.pressbooks.pub/easternworlddailyreadingsgeography/chapter/central-asia-historical-geography-ii/
- China–Pakistan Boundary Agreement 1963 » UnderStand UPSC, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.understandupsc.com/china-pakistan-boundary-agreement-1963/
- INDO-SOVIET RELATIONS – CIA, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.cia.gov/readingroom/docs/CIA-RDP85T00875R001100130127-2.pdf
- The Main Drivers of Soviet Foreign Policy Towards India, 1955–1991, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://tnsr.org/2024/11/the-main-drivers-of-soviet-foreign-policy-towards-india-1955-1991/
- Development of American Defense Policy toward Pakistan, 1947-1954, The, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://dl.tufts.edu/downloads/xd07h472c?filename=4b29bh83v.pdf
- Foreign Relations of the United States, 1952–1954, Africa and South Asia, Volume XI, Part 2 – Historical Documents – Office of the Historian, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://history.state.gov/historicaldocuments/frus1952-54v11p2/d1149
- Central Treaty Organization – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Central_Treaty_Organization
- The United States-Pakistan Security Relationship. – DTIC, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://apps.dtic.mil/sti/tr/pdf/ADA177769.pdf
- SECURITY GAME: SEATO and CENTO as Instrument of Economic and Military Assistance to Encircle Pakistan – Punjab University, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://pu.edu.pk/images/journal/pesr/PDF-FILES/6%20JABEEN%20Security%20Game%20SEATO%20and%20CENTO.pdf
- History of Russia-India Bilateral Relations in Photos, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://india.mid.ru/en/history/photo_archive/70_years_of_bilateral_relations/
- Sino-Pakistan Agreement – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Sino-Pakistan_Agreement
- China’s unilateral attempt to alter status quo of South Asian Nations – Institut EGA, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.institut-ega.org/l/china%E2%80%99s-unilateral-attempt-to-alter-status-quo-of-south-asian-nations/
- Shaksgam: MEA Sets Record Straight, Busts China’s ‘Illegal’ 1963 Boundary Pact Claims, Says… – YouTube, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.youtube.com/watch?v=ZhtZDp8TXII
- Shaksgam Valley: Pakistan’s Complicity in China’s Territorial Expansionism, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.icpsnet.org/comment/Shaksgam-Valley-Pakistan-Complicity-in%20China-Territorial-Expansionism
- The Soviet Invasion of Afghanistan and the U.S. Response, 1978–1980 – History State Gov, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://history.state.gov/milestones/1977-1980/soviet-invasion-afghanistan
- India’s diplomatic reaction to Soviet invasion of Afghanistan: Simply an act of realism?, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://cgcinternational.co.in/indias-diplomatic-reaction-to-soviet-invasion-of-russia-simply-an-act-of-realism/
- A New Phase in the Great Game: U.S., Soviets, India, Pakistan vied to shape a new Afghanistan in late 1980s | National Security Archive, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://nsarchive.gwu.edu/briefing-book/afghanistan-russia-programs/2019-02-01/new-phase-great-game-us-soviets-india-pakistan-vied-shape-new-afghanistan-late-1980s
- Soviet–Afghan War – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Soviet%E2%80%93Afghan_War
- China–Pakistan Economic Corridor – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/China%E2%80%93Pakistan_Economic_Corridor
- Indian Narrative Over the China-Pakistan Economic Corridor (CPEC): A Perspective from Pakistan – Hilaris Publisher, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.hilarispublisher.com/open-access/indian-narrative-over-the-chinapakistan-economic-corridor-cpec-a-perspective-from-pakistan.pdf
- NAVAL POSTGRADUATE SCHOOL THESIS – DTIC, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://apps.dtic.mil/sti/pdfs/AD1046419.pdf
- China’s ‘String of Pearls’ exhibits The Dragon’s Great Game of Loans and Debts :: EFSAS, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.efsas.org/publications/study-papers/china%E2%80%99s-%E2%80%98string-of-pearls%E2%80%99-exhibits-the-dragon%E2%80%99s-great-game-of-loans-and-debts/
- china pakistan economic corridor (cpec) – AgBioForum, erişim tarihi Haziran 6, 2026, http://www.agbioforum.org/sobiad.org/eJOURNALS/journal_IJSS/arhieves/IJSS-2015_1/ekber-ali.pdf
- India’s Strategic Autonomy: A Guarantor of National Stability, Security and Growth – NatStrat, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.natstrat.org/articledetail/publications/india-s-strategic-autonomy-a-guarantor-of-national-stability-security-and-growth-269.html
- Guns and Oil: Continuity and Change in Russia-India Relations – CSIS, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.csis.org/analysis/guns-and-oil-continuity-and-change-russia-india-relations
- Full article: India’s limited hard balancing and strategic autonomy in the Indian Ocean and Indo-Pacific, post-Galwan – Taylor & Francis, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.tandfonline.com/doi/full/10.1080/14799855.2026.2629248
- India, the US and the Quad: managing tensions to meet the China challenge | The Strategist, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.aspistrategist.org.au/trump-forces-india-to-confront-its-russia-problem/
- India’s Diplomacy of Dual Alignments: Russia and the US – RUSI, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.rusi.org/explore-our-research/publications/commentary/indias-diplomacy-dual-alignments-russia-and-us
- 2025 India–Pakistan conflict – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/2025_India%E2%80%93Pakistan_conflict
- Turkey Backs Pakistan, Tells India: “Don’t Be Resentful!” | Is Ankara Playing A Double Game?, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.youtube.com/watch?v=58sT5mljyxE
- How Turkey’s Military Alliance with Pakistan Is Redrawing South Asia’s Power Map, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://hornreview.org/2025/06/07/how-turkeys-military-alliance-with-pakistan-is-redrawing-south-asias-power-map/
- India and the World, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.ui.se/globalassets/ui.se-eng/research/asia/pnir-india-and-the-world_issue-24.pdf
- What Led to the Recent Crisis Between India and Pakistan? – CSIS, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.csis.org/analysis/what-led-recent-crisis-between-india-and-pakistan
- Four Days in May: The India-Pakistan Crisis of 2025 – Stimson Center, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.stimson.org/2025/four-days-in-may-the-india-pakistan-crisis-of-2025/
- One year of Operation Sindoor: How India crippled terror to avenge Pahalgam killings, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.hindustantimes.com/india-news/one-year-of-operation-sindoor-how-india-crippled-terror-to-avenge-pahalgam-killings-baisaran-valley-pakistan-101778038973472.html
- Military Lessons from Operation Sindoor | Carnegie Endowment for …, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://carnegieendowment.org/research/2025/10/military-lessons-from-operation-sindoor
- ‘PoK would be in India had Op Sindoor lasted 2 more days’: Spiritual leader Jagadguru Rambhadracharya, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://timesofindia.indiatimes.com/city/lucknow/pok-would-be-in-india-had-op-sindoor-lasted-2-more-days-spiritual-leader-jagadguru-rambhadracharya/articleshow/131537290.cms
- Operation Sindoor: Drawing Lessons for India and Pakistan – Electronic Journal of Social and Strategic Studies, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.ejsss.net.in/article_html.php?did=16113&issueno=0
- Did the PAF Destroy an Indian S-400 Radar During Op Sindoor – Insightful Geopolitics, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://insightful.co.in/2025/12/22/did-the-paf-destroy-an-india-s-400-radar-during-op-sindoor/
- Turkey Signals India Reset, Says Pakistan Ties Should Not Define Bilateral Relationship, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.youtube.com/watch?v=-cQGvSFSixY
- ‘We’re mature enough’: In big message, Turkey says friendship with Pakistan shouldn’t be India’s problem – Hindustan Times, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.hindustantimes.com/india-news/were-mature-enough-in-big-message-turkey-says-friendship-with-pak-should-not-hurt-india-ties-101780484302704.html
- India-Gulf Relations beyond Transacationalism | Al Jazeera Centre for Studies, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://studies.aljazeera.net/en/analyses/india-gulf-relations-beyond-transacationalism
- How Rising Middle East Tensions Could Affect India’s Trade, Remittances and Diaspora, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://insights.dataful.in/articles/how-rising-middle-east-tensions-could-affect-indias-trade-remittances-and-diaspora
- Indian diaspora in the Middle East – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Indian_diaspora_in_the_Middle_East
- Global Footprint of Indian Diaspora: The World’s Largest Diaspora, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.indiandiaspora.org/index.php/news/global-footprint-indian-diaspora-worlds-largest-diaspora
- Indian diaspora in the Middle East – Grokipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://grokipedia.com/page/indian_diaspora_in_the_middle_east
- India–Middle East–Europe Economic Corridor – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/India%E2%80%93Middle_East%E2%80%93Europe_Economic_Corridor
- The India-Middle East-Europe Economic Corridor, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://mei.edu/backgrounder/the-india-middle-east-europe-economic-corridor/
- The India-Middle East-Europe Economic Corridor – Atlantic Council, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.atlanticcouncil.org/wp-content/uploads/2025/08/The-India-Middle-East-Europe-Economic-Corridor-Connectivity-in-an-era-of-geopolitical-uncertainty.pdf
- India-Middle East-Europe Economic Corridor (IMEC), erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.imec.international/
- Bypassing the straits: The India-Middle East-Europe corridor needs a wartime redesign, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://ecfr.eu/article/bypassing-the-straits-the-india-middle-east-europe-corridor-needs-a-wartime-redesign/
- Turkey’s corridor dream won’t beat IMEC – but it could still reshape Eurasian trade, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://www.fdd.org/analysis/2026/05/11/turkeys-corridor-dream-wont-beat-imec-but-it-could-still-reshape-eurasian-trade/
- Development Road Project in Iraq – Injaz Company, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://injaz.company/development-road-project-in-iraq/
- erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Iraq%E2%80%93Europe_Development_Road#:~:text=The%201%2C200%2Dkilometer%20project%20with,expected%20cost%20of%20%2417%20billion.
- Iraq–Europe Development Road – Wikipedia, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://en.wikipedia.org/wiki/Iraq%E2%80%93Europe_Development_Road
- Iraq Development Road Project, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://araburban.org/en/infohub/projects/?id=9838
- Iraq’s Development Road Project: Geo-Political and Economic Implications and Prospects of Success – Emirates Policy Center, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://epc.ae/en/details/featured-topics/iraq-s-development-road-project-geo-political-and-economic-implications-and-prospects-of-success
- What Iran Stands to Lose from Iraq’s Development Road Megaproject – Gulf International Forum, erişim tarihi Haziran 6, 2026, https://gulfif.org/what-iran-stands-to-lose-from-iraqs-development-road-megaproject/
Ana sayfa › Forumlar › Jeopolitik Sabitler ve Stratejik Esneklik: Hindistan’ın Avrasya ve Hint-Pasifik Eksenindeki Güç Dengesi Doktrini
Etiket: Chinese, Çözüm süreci, Economy, England, Geopolitics, India, Indian Ocean, İran, Iranian, Pakistan, Russia, United Kingdom, United States, War